Spor Araştırma

15 Eylül 2002

Hürriyet Gazetesi         

BAŞARACAKSIN

    Futbol ve basketbolda dünya kupaları sahiplerini buldu. İşte iki turnuvadan akıllarda kalan iki not: Kırmızı formalarıyla stadı boyayan Güney Koreli seyirciler ve yerel dansları Haka'yla rakiplerini korkutan Yeni Zelandalı basketbolcular. İki takım da otoriteleri utandırıp büyük sürpriz yaparak dördüncü oldu. Dünya iki takımın 'motivasyonuna, inancına ve takım oyununa' hayran kaldı. Türk milli takımlarına baktığımızda futbolcular olumsuz eleştiriler karşısında 'kamçılanıp' başarıya koşarken, basketbolcular takım olamamanın bedelini ödedi. Şimdi sırada UEFA ve Şampiyonlar Ligi var. 17 Eylül'de maçlar başlıyor. Galatasaray Şampiyonlar Ligi'nde, Fenerbahçe, Beşiktaş, Denizlispor, Kocaelispor ve Ankaragücü UEFA Kupası'nda mücadele edecek. Takımlarımızın yalnızca 'fiziksel' açıdan eksiksiz olmaları maçları kazanmaları için yeterli olmayacak. Psikolojik durumlarının mükemmel, motivasyonlarının ve konsantrasyonlarının yüksek olması gerekiyor. Bu konuya yıllarını veren teknik direktörler, spor psikologları ve spor yazarları takımların nasıl 'motive olduğunu' anlattı. 

    Hayatları kampta geçiyor, sürekli seyahatteler, antrenmandalar... 'Normal' bir insan gibi ailelerine vakit ayıramıyor, özel yaşamlarından fedakarlık ediyorlar. Bütün bunların üstüne, sokakta rahat rahat yürüyemiyor, kötü oynadıklarında anında seyircinin 'kara listesi'ne giriyorlar. Kısacası, birçok kişinin idolü olmanın bedelini ödüyorlar. Geniş kitlelerin ilgi odağı olan futbolcuların, basketbolcuların bunlarla başa çıkabilmeleri için fiziksel ve ruhsal açıdan ‘çok iyi’ olmaları gerekiyor. Türkiye'de çoğu zaman teknik direktörler bu görevi üstlenirken son zamanlarda spor psikologları (mentor) devreye girmeye başladı. 

    Artık iyi oynamak 'iyi bir takım' olmak için yeterli değil. Başarmak için taraftardan yöneticiye, oyuncudan doktora herkese büyük görev düşüyor. Aynı iş dünyasında olduğu gibi sporda da motivasyon, takım ruhu, yaratıcılık, marka olmak gibi faktörler ön plana çıkıyor. A Milli Basketbol Takımımızın dünya kupasındaki başarısızlığı bunun eksikliğinin kanıtı gibiydi.

    2001 Avrupa Basketbol Şampiyonası'nda gümüş madalya alarak tarihe geçen A Milliler, büyük umutlarla bağlandıkları 14'üncü Dünya Şampiyonası'nda istedikleri başarıyı elde edemediler. İçinde birçok yıldız oyuncu barındıran '12 Dev Adam'ın başarısızlığının büyük oranda 'gerçek bir takım' olamamasından kaynaklandığı söylendi. 

YENİ SEZON

    'Dev Adamlar' kendi aralarında gruplaştılar, pas vermediler, egolarını kontrol edemediler. Teknik heyet-basketbolcu-federasyon arasındaki bağlar koptu. Teknik heyet otoritesini kaybetti. Buna karşılık ülkelerindeki kriz nedeniyle kamp yapamayan ve hazırlık maçı oynayamayan Arjantin ikincilik koltuğuna yerleşti. Yeni Zelanda yerlilerine ait Haka Dansı ile motive olan Yeni Zelanda takımı ise dördüncü oldu. 

    Basketbolda üzülen Türk sporseverler şimdi gözlerini futbola çevirdiler. 17-18 Eylül'de başlayacak olan Şampiyonlar Ligi'ndeki temsilcimiz Galatasaray'ı zorlu rakipler bekliyor. 19 Eylül'de başlayacak UEFA'daki temsilcilerimiz ise Fenerbahçe, Beşiktaş, Denizlispor, Kocaelispor ve Ankaragücü... 

    Bütün bu takımlar ligdeki mücadelelerinin yanı sıra kendilerini bir de kupa maçlarına konsantre edecekler. Haftada iki maç oynayacaklar. Zorlu bir döneme giren futbolcuların kendilerini maça fiziksel olarak hazırlamaları yeterli değil. Ancak iyi motive olabilirlerse istedikleri sonuçlara ulaşabilecekler. 

    Profesyonel liglerde sporcuların maça psikolojik olarak hazırlanması büyük önem taşıyor. Üzerindeki yoğun baskıyı atamayan, özel hayatında sorunlar yaşayan ya da seyirciden gelen tepkiyle anında çöken futbolcular beklenen başarıyı gösteremiyor. 

    Bu konuda teknik direktörlere büyük görev düşüyor. Teknik direktörler takımların beynini oluşturuyor. Takımlarını çok iyi tanımaları ve her tür sorunla birebir ilgilenmeleri gerekiyor. Türkiye'de teknik kadro aynı zamanda psikolog görevini üstleniyor. Batı'da ise bu işi spor psikologları yapıyor. Dolayısıyla Türkiye'ye gelen yabancı teknik direktörler bu duruma uyum sağlamakta zorlanıyor. 

NE YAPMALI?

    Futbol yorumcusu Erman Toroğlu yabancı bir teknik direktörün Türkiye'nin genel kültürünü alması, ülkeyi tanıması gerektiğini vurguluyor. İyi bir teknik direktörün takımını önce fiziksel olarak hazırladığını, sonra onları motive ettiğini belirtiyor:

    ‘‘Ancak fizik olarak hazır olan futbolcular motive edilir. Teknik direktör takımını iyi tanırsa motive eder, ondaki başarıyı üst seviyeye tırmandırır. Motive ederken futbolcuları özel hayatları da dahil çok iyi takip etmelidir. Rakip takımı da çok iyi gözlemlemesi gerekir. O takımda bir futbolcunun çok sevdiği, iyi tanıdığı veya hoşlanmadığı bir futbolcu olabilir. Bu da onun performansını etkiler.‘‘

    Toroğlu motivasyonun her takıma ve her maça göre değiştiğini söylüyor. Her sporcunun anlama ve algılama seviyesinin farklı olduğunu kaydediyor:

    ‘‘Bazı futbolcuların yüzüne bakmak yeterlidir. Bir diğerine bağırmanız gerekir. Teknik direktör yıldız futbolcuları takım çalışmasına yöneltemezse, o gider yerine 'daha büyük' bir teknik direktör gelir.‘‘

MOTİVASYON DEĞİL MESAJ İLETİŞİMİ

    Motivasyon kelimesinin Türkiye'de gerçek anlamda kullanılmadığını belirten Galatasaray Teknik Direktörü Fatih Terim ‘‘Motivasyon olarak adlandırdığımız eylem, o güce ve yeteneklere sahip olmayan insanlara hiçbir etki yapmayacaktır‘‘ diyor:
    ‘‘Örneğin, 45 yaşında ve futbolu gençliğinde oynamış birisini soyunma odasında kim ne kadar motive ederse etsin bir sonuç alabilir mi? Motivasyon olarak adlandırılan eylem aslında futbolcularımızın özgüvenini güçlendirmek ve inancını keskinleştirmektir. Bir yerde buna bir hatırlatma veya bilinci canlandırma diyebiliriz. Ortaya koyduğumuz felsefenin paralelinde, bir söylemin son anda oyunculara bir kez daha iletilmesi kendilerine olan güvenlerini tazeleyecektir. Bizlerin soyunma odasında yaptığı kesinlikle bir motivasyon veya terapi değil, maç öncesi bir mesaj iletişimidir.‘‘

    Marmara Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Turgay BİÇER Milli Takım'ın mentorluğunu yapıyor. Daha önce Galatasaray ve Ümit Milli Futbol Takımı ile de Çalışan Biçer, mentorluğun tek başına bir uzmanlık alanı olduğunu söylüyor. Teknik direktörün bu görevi üstlenmemesi gerektiğini belirtiyor. "Zaman zaman futbolcunuzla çok yakınlaşmanız gereken durumlar var. Antrenör bir liderdir. Çoğu kez futbolcusuna çok yakınlaşmasına, futbolcunun da ona açılmasına gerek yok." Biçer, bir sporcuyu zihinsel, ruhsal, duygusal, kondüsyon, ve teknik açıdan hazırlamak gerektiğini söylüyor. Mentorların motive etmek gibi bir misyonunun olmadığını belirtiyor. Sporcuya kendini tanıması, özgüvene sahip olması, iletişim becerilerini geliştirmesi, takım ruhunu kazanması, doğru düşünmesi, performansını artırması gibi konularda eğitim veriyor. Konsantrasyon, gevşeme, strese dayanıklılık gibi beceriler kazandırıyor.

ÜÇ BÜYÜKLER

    Prof. Dr. Acar BALTAŞ üç yıl Milli Takım'a psikolojik destek vermiş. FAtih TERİM'in ricasıyla Galatasaray'la çalışmaya başlamış. Baltaş futbolda motivasyonun dört unsura bağlı olduğunu söylüyor. Bunlar fiziki olarak yeterli olmak, taktik olarak hazırlıklı olmak, defalarca prova yapmak ve bütün bunları yapınca başaracağına inanmak: "Terim'in ekibi bunları yapabildiği ve Terim'in adaletine oyuncular inandığı için farklı konumda algılanıyorlar. Aksi takdirde bir konuşma ile takım motive edilse, koçlar, futbol alanından gelenler değil, psikoloji alanından gelenler olurdu."

    Baltaş, Terim'in 'değer sistemini' ekibe yansıtmasında yardımcı oluyor. Futbolcuların kişilik değerlendirmelerinden çıkan sonuçları temel alarakkaygılarıyla başa çıkmalarını kolaylaştırıyor. Baltaş, iş hayatındaki performans kriterlerinin futboldaki kadar açık olmadığını söylüyor. İş hayatında, performansın spordaki kadar kısa zamanda ortaya çıkmadığını belirtiyor: "Bunun sonucu, iş hayatında, özellikle büyük şirketlerde bazı çalışanlar uzun süre saklanabilir veya 'sanki çalışıyormuş gibi' yapabilir. Halbuki bir futbolcu 'oynuyormuş gibi' yapamaz. Bu nedenle çalışanlar işe uygun seçilmeli, eğitilmeli, iyi yönetilmeli ve performans değerlendirmeleri yapılmalı. Bu motivasyonu kendiliğinden getirir."

    Milliyet Gazetesi Spor Yazarı Halil ÖZER "Büyük takımlar yeni yeni psikolog getirmeye başladı. Eskiden sadece futbolcuların birbirini doldurma yöntemi vardı" diyor. Futbolcuların artık toplu seanslar halinde maça hazırlandıklarını söylüyor.

    Sabah Gazetesi Spor Yazarı Hüsnü ÇİL, Fenerbahçe'nin Mustafa DENİZLİ hariç, doğru antrenör seçmediğini ve son beş yılda dört şampiyonluk kaybettiğini söylüyor: "Lorant yönetmiyor. Yedek kulübesinde oturan futbolcuları motive edemiyor. İyi futbolcular oyuna giremiyor. Bir teknik direktörün görevi sadece sahaya çıkarmak değil. En önemlisi oynayan ve oynamayan oyuncuyu aynı terazide tutmaktır. Yoksa asla başarılı olamazsın."

    Çil, basketboldaki dinamiklerinfutboldakinden daha farklı olduğunu düşünüyor: "Basketbolda koç, kenardan ikaz edip, oyunun aksayan yönünü hemen değiştirebiliyor. Futbolda ise bu yalnızca devre arasında ve maç öncesinde mümkün. Futbolda üç oyuncu değiştirebilirken, basketbolda 12 oyuncuyu istediğiniz sürece oynatabilirsiniz."

    Hürriyet Gazetesi Spor Muhabiri İsmail ER, Beşiktaş Teknik Direktörü Lucescu'nun he futbolcuyla tek tek görüştüğünü ve futbol dışında özel sorunlarını da dinlediğini söylüyor. Futbol şube sorumlularının her maç öncesi futbolcularla yemek yediğini ve bunun büyük bir motivasyon unsuru olduğunu belirtiyor.

DEV ADAMLARA NE OLDU?

    Doç. Dr. Turgay Biçer, 12 Dev Adam'ın başında mükemmel bir teknik ekip olduğunu ve maçları kaybetmelerinde psikolojik faktörlerin önem taşıdığını söylüyor: ‘‘Sporcularımız zihinsel ve duygusal açıdan tam hazırlanmadı. Bazı takım ruhu eksiklikleri oldu. Bireysellik ön plana geçti. Oysa hepsi kendi alanının en iyileri. O takım daha önce bir mentor'la çalışsaydı böyle olmazdı. Sporcu daha mutlu olur, antrenör daha rahat ederdi.‘‘

GENÇLERBİRLİĞİ’NİN SIRRI

    Hedef olarak şampiyonluğu seçen başkent temsilcisi Gençlerbirliği puan farkıyla liderlik koltuğunda oturuyor. Takımın başarısında büyük rol oynayan Teknik Direktör Ersun Yanal 'motivasyon bir bütündür' diyor:
    ‘‘Hedeflerimizin bir bütünlüğü var. Bununla ilgili olarak yöneticiler dahil bütün takım bir amaç birliği içinde... Herkesin bu inancı paylaştığı, güvenilir, paranoyadan uzak bir ortam yaratıyoruz. Şampiyonluğa oynuyoruz, ligin motivasyonuna sahip olmalıyız. Taraftar, yönetici, gazeteci buna inanmış durumda. Buna işin konsantrasyonu da diyebiliriz. Futbolcular çok genç insanlar ve çok büyük sorumluluk alıyorlar. Sorunlarını en aza indirmeli, hayat görüşleri ile ilgili değişimi yaratmalıyız. Motivasyon sadece düşünceyi oluşturmakla olmaz, bunu harekete geçirmelisiniz. Bu aşama aşama yapılır, pekiştirilir. Bunun organizasyonunu, liderliğini ben yapıyorum ama uygulamada ekipler çalışıyor.‘‘

Merve YENAL
Hürriyet Gazetesi İnsan Kaynakları Eki - 15.Eylül.2002